23 Nisan 2015 Perşembe
19 Nisan 2015 Pazar
HASAN'IN BALIKLARI
SURVİVOR ALL STAR yarışı epey yol almışken, iştirakçileri
zorlayan katı kurallar, karakterlerini, niteliklerini ve becerilerini iyice
belli etmektedir. Bu doğa şartlarında ayakta kalabilmek, rakiplerini dize
getirmek her babayiğıtin harcı değildir. Hem fiziksel hem de beyinsel kendini ve
takımını toparlama, bir sonraki yarışlara hazırlama oldukça zor bir iştir.
Böyle zor şartlarda rakiplerinden sıyrılmak bir çok beceri, deneyim ister.
Haftalar geçtikçe, bedenler açlıktan güçten düşer, ayakta
kalabilen sadece becerikli ve yolu bilenlerdir. Her ödüllü yarışı
kazanamayacağınıza göre, beslenmek için alternatif yollar bulmak,
yarışmacıların görevidir. Önlerinde balık dolu kocaman bir deniz varken,
fırsatı minimum uğraş ile değerlendirmek gerçekten beceri işidir.
Gönüllüler takımında yarışan HASAN bu müsabakanın, gerçekten
en-ilginç kişidir. 40 yaşının getirdiği olgunluk ile yanı sıra bir çok özelliği
açıkça ortadadır. Takımının hem ruhuna, hem de midesine katkıda bulunmakta, kavgaların,
gruplaşmanın en-büyük karşıtı olarak karşımıza çıkmaktadır.
İlk günlerde zıpkın ile, daha sonra serdiği ağ ile,
yakaladığı balıklarla takımını aç bırakmıyor.Balığın kılçığı bile faydaları
bilinirken, kendisinin insanlara katkısı, hele bu durumda, tartışmasızdır!
Toplam 12 vitamininle, bedene enerji verirken, zihin yorgunluğunu kesin
giderir. Yapısındaki demir sayesinde kan yaparken, özellikle fonksiyonel
yarışlarda avantaj sağlar. Yoğun fiziksel ve psikolojik baskı günlerde Hemoglobin
seviyesini düşürmez, kaslara giden oksijen oranını arttırır.
Hasan’ın takımına bir de ruhsal katkısı var. Kendi el
becerisi ile bir gitar (!) yaptı ve geceleri şarkıları ile herkesi kendi düş ve
hayallerine gönderecek, gibi gözükmektedir.
Takımın birlik ve beraberlik ruhu için ‘’dost evi’’ adında
bir kulübe inşa etti ki, sadece adı çok şeyler anlatmaya yeter de geçerdir.
Kısacası, tecrübe, beceri, fiziksel ve ruhsal nitelikleri
ile, Hasan Yalnızoğlu SURVİVOR ALL STAR'ı kazanması için mutlak favoridir. Onu
zorlayacak rakipleri, fiziksel olarak az çok önde olsalar bile, toplamda Hasan’a
yetişmeleri için daha 40 fırın ekmek yemelerini beklemeliyiz…
Ertan
Hatipoğlu
16 Nisan 2015 Perşembe
SYNEPHRİNE
Uzun yıllar termojen feedburnerler yağ yakıcı olarak kullanılır. Bir çoğunun çalışır, iş görüyor
olması, onlara rağbeti arttırmış durumda. Feedburnerler ise birden çok madde
içerirken, onların arasında en-popüler termojen synepherine’dir. Yapı ve
etkisi ephedrine maddesine benzemesine rağmen, yağ yakımı açısından en-etkili
sayılmaz. En-büyük artısı, benzeri ephedrine gibi doping olmamasına karşılık,
benzer etkisi olmasıdır…
Synepherine natürel maddedir ve acı portakallarda bulunur.
Natürel adı ‘’r-synepherine’’ olarak rastlanırken, alkaloit bileşen ve geri kalan
amindir.
Sentetik olarak kullanımı geçen yüzyılın başında başlar.
Ağızdan alındığında 1-2 saat sonra etki zirvesine
ulaşılırken, daha 2 saat yarım etkisini sürdürmektir. Burada dikkat edilecek
husus, 150 mg. ve üstü kullanımda, çişte oktopamin seviyesini yükseltebilir,
oradan da doping kontrol ‘’pozitif’’çıkabilir. Çişte oktopamin seviyesi 24 saat
yüksek kalabilir, bir diğer dikkat edilecek husustur.
Synepherine Alfa 1 ve 2-reseptörlerine direkt etki ederken,
Beta-reseptörlerine etkisi daha zayıftır. Kısmen etkisi 5-HT (serotonin) gibi
neorotransmittere de ispatlanmıştır.
Fiziksel aktivitesiz bile günlük 50 mg . alındığında, yan
etkisiz 70 kkal yakılır. Sempatik sinir sistemini etkilediğinden, enerji,
dayanıklılık, konsantrasyon ve dikkati artırır.
Günlük 3 kez 10-20 mg. önerilen miktar olurken, bazen antrenman kalitesini artırmak
amacı ile, günde bir kez 50 mg. alınır.
Synephrine etkisi KAFEİN maddesi ile kombine edilir. Başka bilinen
kombine ise JOHİMBİNE maddesidir. Yağ yakmak amacı ile yeşil çay ve forskolin
ile kombine edilir.
Synephrine kendi kuzeni olan ephedrine ile
kıyaslandığında, etkisi daha zayıf
olmasına karşılık, kombine edildiğinde kendi artılarını ortaya çıkartmaktadır.
Bir kere, doping olmadığından, insan sağlığına zararı yoktur. Ephedrine gibi, insanı sinirli ve saldırgan yapmayışı bir başka arzulanan niteliğidir.
Ama yine de her termojenik gibi, yüksek dozlardan uzak
durmak gerekir!
Ertan
Hatipoğlu
12 Nisan 2015 Pazar
JAMAİCA SPRİNT SİSTEMİ
İlkbahar ile birlikte gözler ister istemez sporların anası,
kraliçesi sayılan atletizme odaklanmaya başlar. Özellikle atletizm starları,
onların hareketleri, yarış ve antrenmanları hatırlanır, kaleme alınır.
İşte, son zamanların en-başarılı sprinterleri, Jamaica’nın
‘’çitaları’’ sezon açmış durumdalar. Usain Bolt her yıl gibi sezonu mart ayı
sonu, geleneksel 1-2 adet 400m. yarışı ile açtığını görmekteyiz. Benzer
şekilde, Jamaica’nın iklim, gelenek ve uygulanan sprint sistemine göre, diğer
atletler de tek uçlu hazırlanıp, tüm dikkatlerini uzun yaz müsabakalarına
odaklanmış durumdadır.
Sprinterlerin sezonu 400m. ile açmasının arkasında, daha
fazla genel dayanıklılık ve oradan da spesiyal (özel) dayanıklılık yatmaktadır.
Daha fazla genel dayanıklılık, daha fazla antrenman hacmi ve daha çabuk
toparlanma getirirken, oradan da inanılmaz seviyede özel dayanıklılık
getirmektedir. Tüm bu nitelikler özellikle seri, yarı final, final yarışlarda,
yani büyük forumlarda çok önem taşımaktadır. Ayrıca, bu tür uzun sprintler
sporcularda serbest, gerginlikten uzak koşu terbiye etmekteler. Bu da sprint
koşanların, elit sürat koşucuların en- büyük sırıdır. Televizyondan, yarışı
önden yavaşlatılmış kamera şeklinde izleyenler, elit sprinterlerin sanki çok rahat, gergin olmayan
şeklinde koştuklarını görmekteyiz. Yüz ifadeleri sakin, yanakları ‘’Karadeniz
dalgaları’’ gibi dalgalanır durur.Çabuk koşarken, rahat enerji tasaruflu koşabilmek, sadece en-elit sprinterlerin yapabilecekleridir. Bu branşta mükemmeliğe adım atmaktır...
Aslında, Jamaica sistemin temelinde, eski Sovyet sprint sistemi yatmaktadır.
Onun çok güzel bir
röprodüksiyonudur, denilebilir. Yaklaşık 40-45 yıl önce, ünlü rus sprint uzmanı ve bilim adamı Prof. Petrovsky, yeni gelen o zamanlar öğrencisi Valery
Borzov’a 100m. yerine 200m. antrenmanları yaptırmış, büyük derecelere kısa değil, uzun, ama doğru yoldan gitmeyi
tercih etmişti…Bu sistemi o yıllarda anlatmış, uygulamasını da yıllarca
efsaneleşmiş Borzov ile göstermekteydi. O yıllarda sistemin muhalifleri yok
muydu? Vardı, ama çok çabuk işin güzelliğini anlayıp, Petrovski sprint
sistemine dahil oldular. Tüm dünyada hocalar, gibi… Yıllar sonra, Carl
Lewis’in, Leroy Burell ve Santa Monica Kulübün büyük antrenörü Tom Tellez şöyle
diyecekti: ‘’ Benim grubum Petrovsky sisteminle çalışmaktadır!’’
Bakalım Usain Bolt ve diğer starların hocası Glen Mills
benzer açıklama yapacak mı! Yaparsa,
onu daha yukarılara taşıyacak, efsaneleştirecektir. Hem Mills hem,
Petrovsky bunları hak ediyorlar…
Ertan Hatipoğlu
7 Nisan 2015 Salı
GERİ VİTES Mİ?
4-5 ay kadar
önce, dünya atletizmi derin şüpheye sevk eden, milyonlarca severi soğutma
noktasına getiren, bir rüşvet olayından bahsetmiştik. The Telegraph gazetesinin
ele aldığı istihbaratına göre, 150 atletin doping ile yakalandıktan sonra, bir
yolunu bulup, rüşvet vererek kurtulduklarını iddia etmişti. Hatırlayacaksınız,
harita bile yayımlamış, hangi ülkelerden kaç adet rüşvetçi atlet var,
diye...Yazısında bu atletlerin büyük bölümü hala yarışıyor, yüzleri kızarmadan
hala aralarımızda pişkin, pişkin dolaşıyormuş! Gazetenin elinde tam liste
olmasına karşılık, doğabilecek
hukuki problemlerden dolayı, ismen atletleri deşifre etmiyor, işi İAAF Etik
Komisyonuna ve WADA gibi kuruluşa bırakmış durumda.
Özellikle WADA bu
işe el attığından sonra, bir çok kişide derin rahatlama belirtileri olmuş,
sahtekar atletleri ve onlara yardım edenler cezalarını çekecekler, diye
umutları artmıştı. Aksi takdirde, ‘’sporların anasını’’resmen ağlatacaklar, dünyada prestiji sıfıra inecekti...
Bendeniz de öyle
düşünenlerin arasında, WADA affetmez, diye düşünmekteydim...
Zaman geçince,
haritaya daha dikkatli bakıldığında, sahtekar atletlerin arasında İngiliz
Milletler Topluluğu (Commonwealth) ülkelere mensup tam 35 atlet görünmektedir! Sadece
Kenya’dan 25 tahminen çok elit atletin yanı sıra, 3 İngiliz (biri Londra
Olimpiyat şampiyonu!), 3-4-er Jamaica ve USA bulunmaktadır.
WADA kuruluş olarak, son derece işini iyi yapan, dürüst olmasına rağmen, Yönetim Kurulunda barındırdığı toplam 16 kişiden, 8-i İngiliz Milletler Topluluğu üyesi
olması, bir çok kişinin kafasını karıştırmaya başlamış durumda…
Özellikle, konuyu yakından izleyenler şimdi: ‘’Acaba WADA kendi ayağına sıkabilecek mi?’’ veya ‘’İğneyi kendisine, çuvaldızı başkalarına
batırabilecek mi?’’gibi soruları alçak sesle de olsa, konuşulmaktadır.
Şimdilik…
Tabi, tahmin ve bahisler, olabilecek senaryolar da eksik
olmuyor. Bir tanesine göre, WADA soruşturma sonucu, 150 atletlerin bir bölümünü
açıklayacak, diğer ise, ‘’delil
yetmezliği’’ yüzünden pas geçilecekmiş!?
Tüm olasılık ve
senaryolara bakmazsızın, WADA-nın soruşturması ne kadar uzarsa, o kadar
dedikodu, atletizm sporu o kadar yara, kısacası prestij kaybına, dibe çakılacaktır. Bundan dolayı, bir an önce rüşvetçi ve yardım edenler, finans
kaynakları açıklanmalı, bu kara leke temizlenmelidir!
Haritada görülen 2 türk atletini, hala görünmezlikten
gelinmekte, resmi açıklanmalar beklenmektedir. Oysa ki, bir çok ülkede iç
soruşturmalar bitmiş durumda, özellikle yardımcılar ve finans kaynakları çoktan tespit
edilmiştir. İşte, ‘’dopinge sıfır tolerans’’ böyle yapılmakta, sadece sözde kalınmamaktadır. Gerçek suçlular çok kolay tespit edilip, işleri bitmektedir. Suçu başka, komik yerlere atmadan...
Ertan
Hatipoğlu
1 Nisan 2015 Çarşamba
L-THEANİN
Yeşil çay antioksidan nitelikleri ve polifenol deposu olarak
bilinmektedir. Bir başka yönü, sakinlik ve kaliteli uyku getirmesi, sıkça
atlanan veya küçümseyen tarafıdır. Aminoasit L-teanin yıllarca yeşil çayın küçük sırı olarak bilinir. Strese
karşı, sakin duruş, kaliteli uyku arayan herkes bu sırrı kullanmış, faydalarını
bilmektedir.
L-teamin yapı olarak Glutamin’e yakın, onun etil türevi de
denilebilir.Vücutta enzim sentezinde kullanamaması, protein olmayan aminoasit kategorisine girer.
Doğal olarak, en-fazla yeşil ve siyah çayda bulunurken, genç
yapraklarda daha fazla miktar vardır. Kurutulmuş olarak kullanılırsa, daha
fazla L-teanin tüketilmiş olunur.
Teanin emilimi ince bağırsaklarda olurken, metabolizması çok
Glutamin’e benzer. Strüktür olarak L-teamin GABA ve Glutamat’a da çok
yakındır. Oral alınımında teanin kan-beyin bariyerini çabuk geçer ve
fizyolojik işlevini direkt beyinde yapar. Yüksek etkisi 5 saate kadar
sürerken, tamamen 24 saat sonra beyinde etkisi biter. Temel işlevi beyin ve
sinir sistemlerde gerçekleşir.
Moral düzeltmesi, stresi uzak tutmak, mental tutum ve
konsantre için kullanılır.
Kaliteli uyku düzeni için kullanması, büyüme hormonu
tetiklemesi, beraberinde kaliteli toparlanmayı da getirmektedir. Bunlardan
dolayı, elit sporcuların sık başvurdukları bir yöntemdir.
Günlük 150-200mg. tavsiyemizdir. Daha yüksek miktarlar yan
etki ve toksin getirmezken, yine de abartılmaması gerekir.
Mental hazırlık ve konsantre hedefleniyorsa, az miktarda KAFEİN ile alınırsa daha
iyi sonuç alınmaktadır.
Stres ile savaşta L-teanin en iyi JİNSENG, RHODİOLA
ve ASHVARANDA gibi
adaptogenler ile kombine edilmesi gerekir.
Moral düzeltmesi için 5-HTP ile alınırsa, daha iyi sonuca
varılır.
Kaliteli uyku için muhakkak MELATONİN ile kombine edilmesi
gerekir.
GLUTAMİN ile
beraber alınması son derece sakıncalı, zira bağırsaklarda yolları ayni
olduğundan, birbirinle rakip olurlar
Afiyet olsun!
Ertan Hatipoğlu
30 Mart 2015 Pazartesi
YENİ SİSTEM
Dünya spor tarihi
3. Evresine girmişken, futbol endüstrisinde de taşlar oturmaya, bununla
beraber, özellikle dünyada önde giden zengin kulüplerin transfer simsarları yeni
madenler keşfetmeye devam etmektedir. En son tespitleri bizim futbolumuzu
kapsadığından, sessiz kalamazdık...
Avrupalı
uyanık simsarlar ülkemizin
futbolunda ‘’beyaz karnı’’ yakalamış gözükmektedir. Bir futbolcunun, performans
açısından dünya zirvesi 9-10 olarak kabul edersek, bizim futbolcularımızın
zirveleri taş çatlasın 5-6 kalmaktadır. 80 milyonluk ülkemizin en-kabiliyetli
çocuklarına rağmen... Biz çok sayıda yetenekli futbolcumuzu 5-6 seviyesinin bir
tık ötesine yıllarca götüremiyoruz. Yıllarca derken, yaklaşık 10 yıldan beri,
yani Dünya spor tarihinin 3. Evresi, ‘’WADA dönemi’’ denilen periyodun
başladığı yıllara denk gelmektedir. Bu yeni dönemde, sistem, kural, kısacası
hemen-hemen her şey değişirken, bizim futbolumuz sınıfta kalmış durumda. Eski
silahlar kullanamaz, bir çok asker de neredeyse pasif beklemededir...
İşte bu durumu
gören yabancı simsarlar, Süper Lig’imizin genç ve ucuz , herkesin hayretle
karşılayacak şekilde, futbolcularımızı transfer etmeye başladılar. Geçen yıl
Salih Uçan’a Roma takımı talip olurken, bir çok futbol sever şaşırmış, bazıları
ise uzun zaman inanmamışlardı. Şimdi ise, ünlü Manchester United takımı, Fenerbahçe’nin genç file bekçisi Mert Günok’u renklerine katmak
istemeleri, bizim futbol çevrelerinde ‘’inanmıyorum!’’, ‘’pes artık!’’ gibi
ünlemlerle karşılanmıştır. Oysa ki, adamlar hesabını yapmış, 4-5 seviyedeki
kaleciyi alıp, 1-2 yılda 9, hatta 10-a kadar tırmandıracaklar! Yolu ve metotları
bildikleri, ellerinde kaliteli ‘’kumaş’' olduğu için...
Aslında bu süreç
daha Arda Turan’dan başlamıştı. Diego Simeone gibi ‘’kartal gözlü’’sü, Arda’nın
çok ‘’bakir’’ yönlerini görmüş, futbolcumuzu 1-2 yıl içerinde 5-6-dan almış,
8-9 seviyesine getirmiş durumda.
Bu konuda Avrupa
‘’start’’ vermiş, ilerleyen aylarda daha çok ''tuhaf'' transfer haberlere hazır
olmalıyız.
Biraz geriye
gidersek, Dünya spor tarihinin 2. Evresi(2.Dünya savaşı- 2000-li yılların başı)
futbolumuz olarak, dünya sistemine evrenin sonlarına doğru adapte olduğumuzu
görmekteyiz. Tam o yıllarda Galatasaray UEFA şampiyonu, Milli takımımız da
Dünya 3. olmuşlardı. Dikkat edilirse, bir çok futbolcumuz o dönemde Avrupa’ya
transfer olmuş, ama zaten 8-9 olan seviyelerini daha yukarı çekememiş, bir çoğu
ise gerilemişti...Bunun sebebi, futbolcularımızın o sistemi bilmeleri ve zaten
ferdi genetik potansiyeline ulaşmış olduklarıdır. Örnekler gerekiyorsa- Hakan
Şükür, Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Fatih Akyel, Ümit Davala, Hakan Ünsal,
Tolunay Kafkas, Arif Erdem, Rüştü Recber, İlhan Mansız...
Burada Nihat
Kahveci örneği tezimizle ters düşmektedir, ama 23 yaşında çok genç Real
Sociadad’da transfer olması, onun orada kendini göstermekte, seviyesini 9-a
çıkarmasına neden olmuştur.
Tam sistemi,
her şeyi oturtmuşken, yavaş-yavaş her şey değişmiş, taşlar yeniden oynamaya
başlamıştı.Ve çilemiz de...Sadece futbolda değil, tüm sporumuz
karanlık içine girdi, tünelin ucu bir türlü gözükmüyor.Süper Lig’imize bakarsak,
neredeyse sadece yabancı bağlantıları olanlar performanslarını rahat
sergilemekteler.İşte Wesley Sneijder, işte Alman aksanlı Beşiktaş takımı!
Futbol
Federasyonu yeni Dünya spor
sisteminin ayrıntılarını öğrenmek için, herhalde 2. Evrede olduğu gibi yaklaşık
50 yıl beklemeyecek, bir an önce bu konuda gereğini yapacaktır. Yoksa, çok
sıkıntılar çekeriz...
Ertan
Hatipoğlu
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
En okunanlar
-
Yaz yaklaşırken birçok insan fiziksel olarak iyi görünmek ister. Büyük oranı bunu ...
-
Elit sporda buz banyosu (Ice Bath), Cryoterapy veya soğuk tedavi(Coldterapy) olarak bilinir. Özellikle uzun koşulardan ...
-
Bu tür sorular, özellikle koşuya yeni başlayanların kafalarını kurcalamakta. İlerleyenlerin de hataları yok değildir…Tüm ...
-
Özellikle 2. yarı hazırlık kamplarında futbol hocaların başvurdukları bir antrenman türüdür. Avrupa kulüplerinde son gün...
-
Her şey Copa America’dan hemen önce başladı. Mayıs ayı sonu Brezilya Milli takımı Teknik ...
-
DOPİNG kelimesi sporda son zamanlarda en-kullanılan, moda olan kelimedir. Sporda derken, futbol ...
-
Biz problemleri sadece antrenman-eğitim açısından tespit etmeye gayret göstermekteyiz. Orası en-önemli, neticeleri d...
-
Fenerbahçe takımın şampiyon hocası Ersun Yanal antrenman bilimin nimetlerini uygulamaya devam ederken, futbolda d...
-
Koşucular arasında, özellikle sıcak havalarda ‘’canın su istemese de, iç!’’ yazılmayan kural vardır. Bu gib...





